Kategoriler
Genel

Sınav Ailesi Olmak / Dr. Cem Gençoğlu



Ülkemizde bir öğrencinin kariyerini belirleyen iki önemli sınavdan bahsedilir. Bunlar Liselere Giriş Sınavı (LGS) ve Yükseköğretim Kurumları Sınavıdır (YKS). Bu sınavların dışında da tabii ki başka sınavlar da var. Ancak bilinirliği en yüksek sınavlar bunlar. Bu iki sınavın bir insanın hayatında kapladığı toplam süreye baktığımızda ortalama altı saat olduğunu görürüz. Ebeveynler tarafından bu sınavların çocuğun […]

Kategoriler
Genel

Uzaktan Eğitimde Dikkat Edilecekler



Günlük iş rutinlerimizin parçası haline gelen video konferanslarda göstermemiz gereken hassasiyetler ve görgü kuralları neler? Video konferansta neleri yapmaktan kaçınmalıyız? Video konferansın etik kurallarını sizin için derledik. Koronavirüs pandemisi sebebiyle değişen iş hayatı ile birlikte, günümüzde video konferans, modern iş dünyasının önemli bir bileşeni haline geldi ve uzak ekip üyelerinin bağlantılarını geliştirmeye yardımcı oldu. Ancak […]

Kategoriler
Genel

COVID-19 Yazı Serisi II: Epidemilerin Oluşma Sebepleri


2. Epidemilerin Oluşmasına Olanak Sağlayan Etmenler Nedir?

2.1 Toplumsal Bağışıklık Seviyesi

İnfluenza virüsleri ile temas kurmuş bireylerin enfeksiyona yakalanma durumu, vücut dolaşımındaki nötralizan antikor düzeyi ile ters orantılıdır. Mevcut etken ile temas öncesi düşük titre antikora sahip bireylerin, enfeksiyonayakalanma olasılığı daha yüksektir (Şanlı, 2010).

2.2 Kronik Hastalıklar

Yaşanan olaylar sonrası elde edilen veriler, kronik hastalığa sahip kişilerdeki mortalite oranının yüksek olduğunu göstermiştir. A.B.D. ve İngiltere’de yapılan araştırmalar, kaybedilen olguların %93-95’inde kronik hastalık tanısının olduğunu kanıtlamıştır. Yine Fransa’da yapılan bir araştırmaya göre, 20. yüzyılın başında yaşanan salgınlarda hayatını kaybeden kişilerin büyük çoğunluğunu, diabet hastaları oluşturmaktadır. (Şanlı, 2010).

2.3 Baskılanan İmmün Sistemi

Yapılan araştırmalarda kanserli veya organ aktarımı yapılmış kişilerin, pnömoni (zatürre)  ve gribe olan duyarlılıklarının arttığını göstermiştir (Şanlı, 2010).

2.4 Gebeliğin Duyarlılığa Etkisi

Gebelik döneminde influenza dolaysıyla hastaneye başvuranların oranı oldukça yüksektir. Buna ek olarak aktarılan bilgi ise ikinci ve üçüncü gebelik döneminde influenza kaynaklı hasta başvurularının, pandemi dönemleri dışında oranı düşük, çoğunluğu ölüm ile sonuçlanmaktadır (Şanlı, 2010).

2.5 Enfekte Olan Kişilerin Yaşları

Genellikle çocukların ve ergenlik çağındakilerin gribe yakalanma ihtimali toplum tarafından daha yüksek görülse de hastalığın, yaşı ilerlemiş kişilerde ölümcül seyrettiği görülmektedir. Tabi bu duruma, kişilerin yaşam sürecinin mi etkili olduğu ya da kronik hastalıkların mı etkili olduğu tartışma konusudur. ABD’de 1957 yılından bu yana takip edilen, salgın hastalıklar sonucu ortaya çıkan bu durum, hastalığın %90’dan fazlasının 65 yaş üstü kişilerde görüldüğünü göstermiştir. Aynı şekilde 1-4 yaş aralığındaki çocuklarda bu oran 100.000’de 1.8 iken, 45-64 yaş aralığında bu oran %7’ye, 65-74 yaş aralığında ise %25 bandına yükselmektedir (Şanlı, 2010).

2.6 Sigara İçme Alışkanlıkları

Uzmanlar, sigara kullanımının influenzaya yakalanma riskini artırdığını belirtmektedir. İsrail askerleri içerisinde yapılan bir araştırmada, influenza salgını sırasında sigara içen askerler ile içmeyen askerler arasında, sigara içen askerlerin hastalığa yakalanma riski daha yüksek bulunmuştur (%68 ve %47). Bunun yanında sigara kullanan kişilerde influenzabelirtileri daha şiddetli olmaktadır (Şanlı, 2010).

​Bütün bunların yanında influenza enfeksiyonlarınıntoplumsal etkilerine, bu salgınların oluşturduğu tıbbı karmaşa sonucu patlama yaşanan enfeksiyonların ne kadar hızlı yayıldığına, sağlık alanında oluşan yığılmanın sonuçlarına, morbidite ve mortalite oranlarına, sosyoekonomik ve psikososyal boyutlarına değinmek gerekmektedir.

a) MorbiditeMorbidite, hastalığa yakalanan kişi sayısının, sağlıklı nüfusa oranıdır ve hastalık hali olarak telaffuz edilir. Hastalığın yol açtığı enfeksiyonlar ve morbiditeoranın belirlenebilmesi için çocuklar, gebeler ve risk gruplarında bazı araştırmalar yapılmıştır. Buna örnek olarak 1970-1978 yılları arasında yapılan bir araştırmada influenza A enfeksiyonuna bağlı yatışlar incelenmiş, ortaya ise şu sonuçlar çıkmıştır: 1-44 yaş grubu için 1/2900; 45-64 yaş grubu için 1/1000 ve 65 yaş üstü için 1/270 (Şanlı, 2010). Morbiditeyietkileyen en önemli faktörlerden birisi de bireylerin sahip oldukları bağışıklık düzeyleridir (Şanlı, 2010).

b) MortaliteMortalite, 1000 kişi başına düşen ölüm sayısını ifade eder. İnfluenza tip virüsler, solunum yolu enfeksiyonlarının oluşmasında ana etken olarak işaret edilmektedir. 1934-1992 yılları arasında ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, influenzaya bağlı ölüm sayısı 426.000 olarak açıklanmıştır. Olası bir salgın sırasında 20 yaş altı gençlerin influenza A virüsü ile enfekte olma oranı daha yüksek bulunsa da, mortalitenin yüksekliği ile 65 yaş üzeri insanlarda karşılaşılmaktadır (Şanlı, 2010).

Kaynakça

Şanlı, K. (2010). İnfluenza Virüsü ve Domuz Gribi. JJOP Dergisi, 4-12.

Kategoriler
Genel

İnsanları Tanıma Sanatı Üzerine



Sizce neden insanlari tanimak bir sanat olarak nitelendiriliyor?hayatimiz boyunca toplumla iç içe bir yasam sürdurmek zorundayiz.insan sosyal bir varlik oldugu icin bu durum bizim icin hem bir ihtiyac hemde yasamimizin devami için bir gereklilik arz eder.is yasamimizda,aile ve sosyal iliskilerimizde iyi ve uyumlu iletisim karma becerisi,bilgi ve külturu hayat basarimizin olmazsa olmaz bir parcasidir.Bu sonucun […]

Kategoriler
Genel

Prefrontal Korteksi Nasıl Geliştirebiliriz?


Bu yazının içerik haritası şu şekildedir:

1- Prefrontal korteks nedir?

2- Prefrontal korteksin işlevleri

3- Prefrontal korteksin gelişimini tamamlamaması veya hasar görmesi

4- Nasıl geliştirebiliriz?

1. Prefrontal Korteks Nedir? 

Frontal korteks, insan beyninin yaklaşık üçte birini kaplar. Prefrontal korteks ise frontal korteksin uç kısımlarına verilen isimdir ve frontal lobların davranışlarımızla ilgili anlaşılması en güç ve karmaşık olan kısmıdır (Özen & Rezaki, 2007). Kişinin dikkatinden, belleğinden ve özellikle kısa süreli hafızasından da sorumludur. Prefrontal korteks doku olarak 6 tabakaya sahiptir ve beynin şu bölgeleriyle bağlantılıdır: mezensefalon, hipokampus, hipotalamus, limbik sistem gibi (Zararsız & Sarsılmaz, 2005). Prefrontal korteksin işlevlerini bir başlık altında toplayalım.

2. Prefrontal Korteksin İşlevleri

a. Davranışlarımızı amaca yönelik işler.

b. Bireylerin problemleri çözmesinde görevlidir.

c. Bireylerin kurallara uymasını sağlar.

d. Bireylerin plan yapma ve plana sadık kalma becerilerinden sorumludur.

e. Kişinin dikkat ve belleğinde sorumluluk sahibidir. 

f. Kişiliğin ve davranışların oluşmasında görev yapar. 

g. Serotonin, dopamin, noradrenalin gibi monoaminlerle bağlantılıdır. 

h. Duygu kontrolü, konuşma kabiliyeti ve sözcükleri tanımada rol alır.

i. Gelen duyu verilerine en iyi cevabı bulmak için cevabı bekletir ve hazırlar.

j. Karmaşık matematiksel ve soyut problemlerin çözülmesini sağlar. 

3. Prefrontal korteksin gelişimini tamamlamaması veya hasar görmesi

Prefrontal korteks beynin en geç gelişen kısmıdır. Ergenlikte yaşanan bilişsel sorunların temelinde de prefrontal korteksin gelişiminin tamamlanmamış olması vardır. Fakat araştırmalar beynin olgunlaşmasını yalnızca yaşa bağlamıyor. Beynin diğer bölgeleri arasındaki bağların kuvvetlenmesi ve uzmanlaşması da önemli bulunmaktadır. Bağların gelişmesi ise biyoloji derslerinden adını sıkça duyduğumuz yağ bazlı bir madde olan miyelin sayesinde olmaktadır (Davranış Bilimleri Enstitüsü, 2017). Miyelinin gelişmesi  nöron aktarımının hızlanması gibi sebeplerle beynin hareketlerinin koordine edilmesini ve bilişsel becerileri geliştirmesine destek olmaktadır.  Bunun yanında prefrontal kortekse alacağımız bir hasarın prefrontal korteksin işlevlerini göz önünde bulundurduğumuzda ne kadar korkunç sonuçlar doğuracağını öngörebiliriz. Neler yaşanabileceğini sıralayalım. Dikkat kaybı yaşanır, problem çözme, karar verme yetenekleri zayıflar, hareket ve düşüncelerde tutarsız davranışlar görülür, ufku daralır, eleştirilere kayıtsız kalır, sosyal yönü kuvvetsizleşir, hedefe giden görevleri aşamasıyla yapamaz, cinsellik ahlaki görüşlerinde bozulma görülür, dışkılama davranışında sosyal yaşama ters hareket eder. 

1848 yılında Phineas Gage isimli adamın sol gözünden demir girip kafatasının ön kısmından çıkmış olmasıyla bütün dünyayı adına duyurmuş oldu. Demir çubuk kafatasını ve beynini fena halde zedelemiş olmasına rağmen yaşama tutunmuştu. Prefrontal korteksi bu denli zedeleyen bir kazadan Gage’in kişiliğinde fark edilir düzeyde değişim olmuştu. Önceden çevresi tarafından sevilip, sayılan Gage kazadan sonra insanlara kaba davranan, sinir nöbetleri geçiren, şiddete eğilimi olan bir insan haline gelmişti. Gage vakası bütün nörobilim dünyasında oldukça yankı getiren bir vaka olmuş oldu (Neylan, 1999).

4. Nasıl Geliştirebiliriz? 

Prefrontal korteksin işlevlerini yazmakla bitmeyecek kadar çoktur. Nöronların beyindeki o karmaşık ve gelişmiş bağlantıları prefrontal kortekste de yoğun şekildedir. Uyku, uyanıklık gibi her durumda prefrontal korteksteki hareketlilik devam etmektedir. Peki uyku esnasında ne olmaktadır? Uyku esnasında prefrontal korteksin ortasında yavaş uyku sinyalleri üretilir. Talamus ve prefrontal korteks birbirlerine yavaş dalga salınımları gönderirler. Bu dalgalar uykunun nom-REM bölümündeyken belleğin gelişimini destekler. Sağlıklı bir bireyde uykunun 3. ve 4. aşamasında yavaş uyku dalgaları oluşur. Yaşlı insanlarda hem prefrontal korteksin hacminin küçülmesi hem de uyku dalgalarının yetersiz olması sebebiyle unutkanlıklar artabilir. Uykusuzlukta REM faaliyetleri suskun olduğu için prefrontal korteksin işlevlerinden olan karar verebilme ve düşünceye dayanan yargı yetilerinde zayıflık görülebilir. Örneğin uykusuz kalındığında dikkat zayıfladığı için yaşanan durumların yeterince değerlendirilememesi karar almada da noksanlık görülecektir. Benzer şekilde uykusuzluk durumunda motivasyon kaybı görüleceği için sporda verimsizlik ve daha çok yeme davranışı görülebilir. Şizofreni hastalarında NREM uykusunda elektriksel beyin dalgalarında biçim ve sayı açısından değişiklikler ve düşüşler gözlenmiştir. Beyin dalgalarının düşüklüğü prefrontal korteksi doğrudan etkilediği için prefrontal korteks işlevlerini yerine getirmekte zorlanacaktır. NREM sırasında oluşan elektriksel alışveriş bireylerin bellekten öğrenmeye kadar çoğu bilişsel aktivitesini geliştirmektedir. Bütün bu sebepler gösteriyor ki insanlar için iyi bir uykunun önemi anımsanmayacak derecededir. Çeşitli kaliteli uyku yöntemleriyle hem prefrontal korteks gelişimimizi hem fiziksel gelişimimizi artırabiliriz.  

Prefrontal korteksi geliştirmekte en az uyku kadar basit bir yöntem vardır. Rahat edebileceğimiz bir yere oturuyoruz. Birkaç dakika sürecek bu nefes egzersizinden fayda görebilmek için nefesimize odaklanmamız, aklımıza gelecek düşünceleri yavaşlatmak mümkünse geçiştirmemiz gerekmektedir. Nefesimizi 4-5 saniyede derince alıp, 6-7 saniyede yavaşça vermemiz gerekmektedir. Bu nefes alıp verme sürecinde nefes alırken kalp atışlarımız hızlanacak, broşlarımız genişleyecek ve kalpte daha fazla kan pompalanacaktır. Bu esnada sempatik sistemimiz çalışmaktadır. Nefes verirken ise tersi olan parasempatik sistemimiz devrede olacak ve solunumuz yavaşlayacak, kaslarımız gevşeyecektir. Daha fazla rahatlama ve etki için nefes verme süremizin alma süresinden uzun olması gerekmektedir. Bu esnada nefesimizin sesini dinlemek, karnın hareketlerini takip etmek, nefesin ısısını hissetmek konsantrasyon ve dikkatimizi artıracaktır. Konsantrasyon ve dikkatin artışı ise prefrontal korteksi daha aktif hale getirecektir. Yapılacak bu nefes egzersizi prefrontal korteksimizi geliştirmemize yardımcı olacaktır. Bu nefes egzersizi uykuya dalma güçlüğü çeken insanlar için de kullanılan bir yöntemdir.

Yoga, meditasyon gibi aktiviteler hem zihinsel hem fiziksel gelişim için, zindelik, sağlık için yıllardır uzmanlar tarafından önerilen aktivitelerdir. Yoga zihni sakinleştirmekle, ruh halini iyileştirmekle anılmaktadır. Temel olarak özel nefes teknikleri, fiziksel hareketler(asanalar) ve meditasyondan(derin düşünme) oluşmaktadır.. Yoga yapan insanlar bilir ki yoga pozlarının çoğu dengede durma temeline dayanır. Dengede durmanın en önemli yolu ise doğru nefes alışverişidir. Yoga boyunca dikkat nefese odaklıdır. Nefesi dinlemek, hem dikkati artırmakta hem de bir madde önce bahsi geçen nefes egzersizi gibi beyne fayda sağlamaktadır. Asanalar ve meditasyon yapan kişilerde yapılan testte melatonin seviyesi, iyi hissetme, zindelik durumları ölçülmüş ve sonuçlara göre gece maksimum kan melatonin seviyesiyle kişisel iyi oluş endeksi arasında pozitif ilişki bulunmuştur (Torgutalp, 2018). Yapılan çalışmalar yoganın beyin hacmini büyüttüğünü söylemektedir. Beyin hacminin büyümesi prefrontal kortekse de gelişme sağlayacaktır. Başka bir çalışmada 8 kişiye günde 50 dk. pratik yaptırılmıştır. 30 gün süren çalışma sonucundaki EEG ölçümleri oksipital ve prefrontal alanlarındaki dalga aktivitelerinin kademeli ve belirgin olarak arttığını görmüşlerdir. Hem dalgaların artışı hem de nöronların bağlarının güçlenmesi prefrontal korteksi geliştirmek için yoga ve meditasyonun önemini ortaya koymaktadır (Taybaş, 2016).

 Yoga yaptıktan sonra kişilerin açlık kan şekerinde, kolesterol değerlerinde iyileşme görülmüştür. Bu değerlerin kontrolde tutulması kişilerin beslenmesini etkilemektedir. Kan şekerinin uygun seviyede olması kişilerin yağ ve şekere olan yönelimini kontrol altında tutacaktır. Prefrontal korteks açısından beslenmede yüksek yağlı ve şekerli besinlerin fazla olması prefrontal kortekste fonksiyon bozukluğuna yol açtığı bilinmektedir. Özellikle 25 yaş altındaki bireylerin beyin gelişimi devam ettiği için yüksek yağlı ve şekerli besinleri kontrollü tüketmesi tavsiye edilmektedir . 

Kaynakça

Çetinkaya, B. Ö. (2017). Ergenlerde beyin gelişimi: Son gelişmeler. Toraks Bülteni, s. 48-50.

Davranış Bilimleri Enstitüsü. (2017, 12 26). Mükemmel Genç Beyni. Davranış Bilimleri Enstitüsü: https://www.dbe.com.tr/Cocukvegenc/tr/news/mukemmel-genc-beyni/ 

Kaplan, G. B., Şengör, N. S., & Güzeliş, C. (2006, 02). Prefrontal korteks işlevlerinin yapay sinir ağları ile modellenmesi. İtü Dergisi, 5(1), s. 47-56.

Neylan, T. C. (1999). Frontal Lobe Function: Mr. Phineas Gage’s Famous Injury. The Journal of Neuropsychiatry and Clinical Neurosciences.

Özen, N. E., & Rezaki, M. (2007). Prefrontal Korteks: Bellek İşlevi ve Bunama ile İlişkisi. Türk Psikiyatri Dergisi, 18(3), s. 262-269.

Taybaş, Ç. (2016). Yoga ve Meditasyon. Sinirbilim: https://sinirbilim.org/yoga-meditasyon/ 

Torgutalp, Ş. Ş. (2018). Yoga Pratiğindeki Asana, Pranayama ve Meditasyonun Beyin Dalgaları Üzerine Etkisi. Spor Hekimliği Dergisi, 53(2), s. 89-93. doi:10.5152/tjsm.2018.095

Zararsız, İ., & Sarsılmaz, M. (2005). Prefrontal Korteks. Turkiye Klinikleri Journal of Medical Sciences, 25(2), s. 232-237.

Kategoriler
Genel

Yumruğunu Sık Hafızanı Güçlendir



Öğrenirken sağ, hatırlarken sol yumruk Bir araştırma, yumruk sıkma yoluyla hafızanın güçlendirilebileceğini ortaya koydu. Amerikalı psikologlar, sağ yumruğun 90 saniye süreyle sıkılmasının hafıza oluşumuna yardımcı olduğunu, aynı işlemin sol yumrukta yapılmasının ise hatırlamayı kolaylaştırdığını açıkladı. 50 yetişkin ile yapılan deneyde, kişilerin bu yolla uzun bir kelime listesini hatırlamaya çalışırken daha iyi performans sergilediği görüldü. Araştırmacılar, […]

Kategoriler
Genel

Carl Gustav Jung İle Gizemli Bir Yolculuk: Kolektif Bilinçdışı


Tarihte farklı kültürlerde benzer örüntülere sıkça rastlanmaktadır. Örneğin, İran-Pers mitolojisinde bulunan Şahmeran ile Yunan mitolojisinde bulunan Medusa birçok açıdan benzerlik göstermektedir. En büyük benzerlikleri ise bu iki mitolojik unsurun da belden aşağısı yılan, üstü ise insan olmasıdır. (Balıkçı, 2018). Bu örneğe ek olarak, İskandinav mitolojisi ile İslamiyet dini arasındaki benzerliktir. İskandinav mitolojisine göre ragnarok yani kıyamet vakti geldiği zaman köprü bekçisi olan Heimdall, Gjallarhorn isimli borusunu öttürerek kıyameti haber verecektir (Kozan, 2013). Aynı hikâye İslamiyet dinine göre de gerçekleşecektir. Kıyamet vakti geldiği zaman İsrafil meleği, Sur isimli borusunu üfleyerek kıyametin haberini verecektir. Dolayısıyla kültürler arası iletişim ve etkileşimin çok sınırlı olduğu bu zamanlarda böylesine bir tesadüf mümkün müdür? Nesnel ve bilimsel bakış açısında olasılıklara yer olmasına rağmen tesadüflere yer yoktur. Carl Gustav Jung, bu ve bunun gibi farklı kültürlerde var olan aynı motifleri açıklamak için kolektif bilinçdışı kavramını geliştirmiştir. Motiflerden kasıt kültürlerin içinde bulunan gelenekler, mitler, destanlar, masallar… gibi sözlü ve yazılı olarak bir sonraki nesle aktarılan kaynaklardır. Jung’un kolektif bilinçdışı kavramı, Freud’un kişisel bilinçdışı kavramından daha geneldir. Kişisel bilinçdışı daha önce bilinç alanında olan ancak daha sonra unutulan bilgileri ve bilincin dikkatinin üzerinden çekildiği içerikleri bulundurur. Kolektif bilinçdışı ise sadece bastırılmış malzemeleri değil aynı zamanda psişe için önemli olmayan ve bilinçten çıkmış materyali de içerir. Psişe, Jung’un analitik yaklaşımının en önemli parçasıdır. Psişe, bilinç ve bilinçdışının bir toplamıdır. Tüm bilinçli olan ve olmayan psikolojik süreçlerin bir bütünüdür. Kolektif bilinçdışı ve psişe birbirine bağlıdır. Jung’a göre, bireyin psişesinin bütünlüğü bozulursa psikolojik bozukluklar meydana gelebilir. Psişe buna ek olarak bireyin kişiliğindeki bilince kabul edilmemiş ve gelişmemiş bölümleri de kapsar.  Kişisel bilinçdışı, kolektif bilinçdışına göre daha yüzeye yani bilince daha yakındır. (Pehlivan, 2017). Kolektif bilinçdışının içeriği arketiplerden oluşur. Arketipler bilinçten önce var olan ve dünyayı kavramsallaştırmamızı sağlayan ögelerdir. Kolektif bilinçdışında var olan örüntülerdir. Bireyin gerçekliğini düzenler. Kolektif bilinçdışından bilince doğru uzanan köprülerdir. Jung, hayatta ne kadar obje ve olay varsa o kadar çok arketip olduğunu belirtmiştir. Ayrıca arketiplerin var olması için insanın o arketipleri deneyimlemesi gerekmez. Yani arketipler insanların geçmiş hayatının bir ürünü değildir. Kolektif bilinçdışının ve arketip kuramının zayıf yönlerine bakacak olursak nesnellikten uzak olduğunu belirtebiliriz. Her ne kadar farklı kültürlerde bulunan mitlerin, destanların, masalların, davranışların benzerlikleri kolektif bilinçdışına bir kanıt olsa bile kolektif bilinçdışı aynı kişisel bilinçdışı gibi nesnel bir şekilde ele alınamamaktadır. Ayrıca geçerliğin ve güvenirliğin iki önemli unsuru olan sınanabilme ve ölçülebilme kriterlerini karşılayamamaktadır. Bugün ortaya atılan bir hipotezin dikkate alınabilmesi için ön koşul geçerliğinin ve güvenirliğinin yüksek olmasıdır. 

Sonuç olarak Jung, ortaya attığı analitik psikoloji kuramı, kolektif bilinçdışı ve psişe gibi kavramlar ile insanların sahip olduğu ortak temaları açıklamaya çalışmıştır.

Kaynakça

Balıkçı, Ş. (2018). Şahmeran efsanesi ve yılan tılsımlarının psikanalitik açıdan değerlendirilmesi. Folklor Akademi Dergisi1(1), 53-64.

Kozan, M. (2013). Kuzey mitolojisinin günümüz popüler kültürüne yansımaları. Türkiye Sosyal Araştırmalar Dergisi173(173), 245-254.

Pehlivan, B. M. (2017). Kültür, kolektif bilinçdışı ve semboller: Miyazaki ve ‘Ruhların Kaçışı’ üzerine bir inceleme. Erciyes İletişim Dergisi5(1), 362-378.

Şen, V. I. (2017). Isis ve Horus’ tan Meryem ve Çocuk’a. Journal of Awareness (JoA)2(Special), 463-470.    Sonuç olarak Jung, ortaya attığı analitik psikoloji kuramı, kolektif bilinçdışı ve psişe gibi kavramlar ile insanların sahip olduğu ortak temaları açıklamaya çalışmıştır.

Kaynakça

Balıkçı, Ş. (2018). Şahmeran efsanesi ve yılan tılsımlarının psikanalitik açıdan değerlendirilmesi. Folklor Akademi Dergisi1(1), 53-64.

Kozan, M. (2013). Kuzey mitolojisinin günümüz popüler kültürüne yansımaları. Türkiye Sosyal Araştırmalar Dergisi173(173), 245-254.

Pehlivan, B. M. (2017). Kültür, kolektif bilinçdışı ve semboller: Miyazaki ve ‘Ruhların Kaçışı’ üzerine bir inceleme. Erciyes İletişim Dergisi5(1), 362-378.

Şen, V. I. (2017). Isis ve Horus’ tan Meryem ve Çocuk’a. Journal of Awareness (JoA)2(Special), 463-470.

Kategoriler
Genel

Zeka ve Zeka’nın Türleri



Bilişsel gelişim ve zeka birbirini destekleyen iki kavramdır. Bilişsel gelişim arttıkça zeka gelişecek, zekanın düzeyi ise yeni bilişsel gelişimlere yön verecektir. Bilişsel etkinlik arttırıldıkça zeka bundan olumlu yönde etkilenecektir. Çocuklar ne kadar çok uyarıcıyla karşı karşıya kalırsa bu onların yeni bilişsel şemalar oluşturmasını sağlayacak böylelikle de zeka gelişimi desteklenmiş olacaktır. Fakat çocukların aynı yaş düzeyinde aynı gelişim seviyesinde olmaları beklenmemelidir. Bireysel farklılıkları oluşturan genetik faktörler, […]

Kategoriler
Genel

Kadın Bedeni Cinselliğe “Hayır” Derse: Vajinismus ve Disparoni


   Birçok kadının söyleyemediği, ya da söylemekten çekindiği bir konudur vajinismus.  Cinsel hayatımızın bir kusuru gibi algılanmasından, bizim hatamız olduğunu düşünmekten korkarız. Ama aslında durum bu kadar yüzeysel değildir. İnsan vücudu düşünüldüğünden daha sistematik çalışır. Kadınlar içinse bu sistem beyin ve üreme organı arasında ciddi sorunlar yaratabilir. 

    Vajinismus, acı, ağrı ve daha derin düşünmek gerekirse zihinsel süreçlerin getirdiği cinsel birlikteliğe duyulan korku, daha önce yaşanmış kötü bir cinsel deneyimin yarattığı endişe gibi duyguların ortaya çıkardığı vajinanın cinsel birleşmeye izin vermediği oldukça zor bir süreçtir. Sadece cinsel birleşmelerde değil aynı zamanda doktor kontrolleri,tampon kullanımı gibi durumlarda da kendini gösterebilir (Er, Özdel ve Özpolat, 1999).

Vajinaya herhangi bir girişin olmasına gerek kalmadan, bilişsel bir süreç içerisinde bunun hayal edilmesi dahi kişide oldukça şiddetli ağrılar ve spazm gibi fiziksel acılar vermektedir. Yalnızca fiziksel acılar değil birtakım ruhsal acılara da sebep olur. Kişi kendisini yetersiz, eksik görebilir (Er, Özdel ve Özpolat, 1999).

   Vajinismus çoğu zaman “disparoni” ile karıştırılır. Disparoni, cinsel birlikteliğin gerçekleştiği ama bu sürecin oldukça ağrılı ve sonrasında da ağrıların devam ettiği bir semptomdur (Sayalı, Doğangün ve Aras, 1997).

   Disparoni tıpkı vajinismus gibi, cinsel birlikteliğe karşı duyulan korku ve geçmişte yaşanan cinsel bir travma, kişinin cinsellik ile ilgili yeterli özgürlüğü kendisinde hissetmemesi gibi durumlarla ortaya çıkar (Sayalı, Doğangün ve Aras, 1997).

  Hem vajinismus hem de disparoni için  konuşmak gerekirse, büyük ölçüde psikolojik süreçlerin yarattığı durumlar olduğunu söylemek mümkündür. Büyük ölçüde cinsel sorunların kadınlarda görülmesinin en büyük sebebinin toplum baskısının, sadece üreme amaçlı cinsel birlikteliklerin meşru kabul edilmesinin ve belirli bir erişkinliğe gelse dahi kişilere cinsellik ile ilgili gerekli bilgilerin verilmemesinin büyük ölçüde etken olduğu aşikardır. 

   Vajinismus ve disparoni tedavileri için jinekolog kontrollerinin yanında psikoterapiler ile kişinin ağrılarının hafifleyeceği, cinselliği daha normal algılamasına yardımcı olacağı kesindir. Belirli egzersizler sayesinde  vajinanın kontrolünü ele almakta mümkündür (Er, Özdel ve Özpolat, 1999).

Kaynaklar

Er, O., Özdel, K., Özpolat, A. (1999) Vajinismus. Kriz Dergisi, 18(3):37-45.

Sayalı, E., Doğangün, Z., Aras, A. (1997)  Yaygınlığı ve Sonuçları Açısından Disparoni. Aile Hekimleri Dergisi, 1(4):216-219.

Kategoriler
Genel

“Ataleti Yenmek” Kitabından Alıntılar



Mümin Sekman’ın kaleme aldı “Ataleti Yenmek” kitabından okurların en çok paylaştığı 10 alıntıyı sizin için derledik. 1. Kendimizle konuşmamız çok önemlidir çünkü iç konuşmalarımız ne hissedeceğimizi, ne hissettiğimiz ne yapacağımızı, ne yaptığımız ise hayatta ne olacağımızı belirler. sy.123 3. Atalete Yöneten Bazı İnanç ve Düşünceler1. Değişmezlik İnancı: “Böyle gelmiş böyle gider.”2.Gereksizlik İnancı: ” Yapsam da […]