Kategoriler
Genel

PsikoPress Yapımı Sihirli Değnek: Umut


“Ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında.”

Ahmet Hamdi Tanpınar

 İnsanlığın tehdit altında olduğu şu günlerde varoluşumuzun evrenle olan bağlantısını keşfetmenin gerekliliğine ve öznel iyi oluşumuzun sürdürebilirliğini korumanın hayatiliğine değinelim istiyorum.   

 Paylaşılmış umutlar, kaygılanmış ruhlara ab-ı hayat olur ümidiyle başlıyorum bu satırlara.

 Evren düzeni itibariyle tezatlıkların uyumundan oluşur. Güneşin doğumu, gün batımının habercisidir. Ses, en çok sessizliğe yakışır. Yok oluş, var oluşa bağlıdır. Bu güne uyanmak, yarına uyumaktır aslında.

 Ardı sıra gelen bu hareketliliğin akışına müdahale edebilen en yetkili varlık -insanoğlu- manipüle edilmiş durumda. Kainat tarafından izole edildiğimiz bu süreçte, evrenin bize olan ihtiyacı ile bizim ona duyduğumuz ihtiyaç arasında mukayese yapmak elzem bir durum. Acaba tüm bunların müsebbibi kirlendiğimiz bir yıl mı yoksa kirlettiğimiz bir yıl mı?

 Aslına bakarsanız son derece sitemliyiz yeryüzüne hem de yok olmaya yüz tutmuş insanoğlu kimliğimizle.  

 İçinde bulunduğumuz zamanın dışına hapsedildik. İki avcumuzun arasına başımızı almanın ve evren bizi affedene kadar dört duvar arasındaki zamana dahil olmanın yollarını bulalım öyleyse.

 Her ne kadar zorluklarla dolu bir süreç yaşasak da ebedi birer mahkum olmayı hak etmediğimize inanıyorum sizler gibi. Lakin yeniden rutinimize dönmek için çabalamaktan vazgeçip daha ziyade rutinimizi revize etmekte ısrarcı olmalıyız yoksa eski rutinimizin bizlere getireceği bugünden çok da farklı olmayacaktır. Süreç içerisinde bilişsel ve duygusal sancılarınız sizleri korkutmasın zira gerçeklikten kopmamış bilişsel sancılar yönlendirici fikirlere, eşiği aşmamış duygu yoğunlukları ise öznel iyi oluş farkındalığına gebe oluşumuzun habercisidir.

 Fizyolojimizin belirsizliğe bağışıklığı olmadığı bir gerçektir; ancak yaşam üzerindeki kontrol mekanizmasında oluşan aşırılık da stres ve kaygıyı arttırabilir. Dolayısıyla süreci bugüne değin ihmal etmiş olabileceğimiz ruhsal yıpranmaların tamiri ve kendini gerçekleştirme adına yürütebileceğimiz bilişsel ve duygusal aktivitelerle ilerletmek uyuşmuş bir bedenin önüne geçebilir. Yaşam alanını ev dışına taşıyamıyor olmak kısıtlanmış bir sosyalliği temsil etse de vefasızlık ettiğimiz benliğimizin ihtiyaçlarına karşılık vermek için uygun bir zaman dilimi olabilir.

 Biraz içe dönmenin fırsatı belki de bu günler. Polyannacılık oynadığımı düşünenler olabilir aranızda. Tamam, oynayalım ne kaybedersiniz ki karamsarlık çok mu kazandırıyordu bizlere?

 Yıllar sonra Arnavut kaldırımlarına basmayı beklemek, alışılmışın dışına çıkan ritimlerde kaybolmak, her gün yürüdüğümüz yolu hasretle anmak, farklı bedenlerde benzer endişeleri taşıyıp aynı gündemi paylaşmak… Balkondan bizsiz bir dünyanın akışını seyretmek, sığamadığımız evrene bir camın ardından bakmak, şikayet ettiğimiz ne varsa özlemek…

 Zaman zaman bu sürecin sonlanmayacağı hissine kapılmanız son derece insani; ancak kaygınızın esiri olmamak umudunuzu diri tutmak için önemli bir savunma stratejisidir. Yaşanılan psikolojik gerilim çektiğimiz acının şiddetini de arttırır. Sosyal engeller ve ertelenmiş güdülerde tatmin sağlamak için öznel iyi oluşumuzun gereksinimlerini doğru belirlemeli, ruhsal doygunluğumuzun öze dönüşlerimizde ne denli yol gösterici olduğunun farkındalığına ulaşmalıyız. Akışına kapıldığımız düzenin bizlere unutturduklarını raflardan indirmenin zamanı geldi. Hadi, bedenimizin esaretini tamamlamasını beklerken ruhlarımızın sokaklarda koşmasına izin verelim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir